Balıkesir Altıeylül nüfusu kaç? Bir şehirden çok bir hatıra gibi
Değerli Bigzotik takipçileri, bu yazımızda “95’in Karesi nedir” ile ilgili sık sorulan soruları yanıtlıyoruz.
Bazı şehirler vardır, haritaya bakınca sadece bir yer görürsün. Ama içinde biraz zaman geçirince, aslında bir şehir değil de bir duygu taşıdığını anlarsın. Altıeylül benim için tam olarak böyle bir yer.
İlk kez oraya gittiğim günü hatırlıyorum. Kayseri’nin sert kışından çıkmıştım. İçimde tuhaf bir yorgunluk vardı; sanki sadece bedenim değil, düşüncelerim de ağırlaşmıştı. O gün otogardan iner inmez hissettiğim şey şuydu: “Burası farklı bir ritimde yaşıyor.”
Ve belki de o yüzden aklımda ilk beliren soru çok garipti:
“Balıkesir Altıeylül nüfusu kaç?”
O an bunu neden düşündüm bilmiyorum. Belki kalabalık mı, sakin mi olduğunu anlamak istedim. Belki de sadece bir yere ait hissedebilmek için sayılara tutunuyordum.
Bir ilçenin kalabalığı değil, sessizliği çarpıyor insana
Altıeylül’ün nüfusu bugün yaklaşık 200 binin üzerinde. Ama bu sayı ilk bakışta hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü oraya gittiğinde hissettiğin şey bir “kalabalık” değil.
Daha çok şöyle bir şey:
İnsan var ama acele yok.
Ses var ama bağırış yok.
Hareket var ama telaş yok.
Kayseri’de büyümüş biri olarak bu bana garip geliyor. Bizde şehirler biraz daha serttir. Sokaklar bile sanki bir yere yetişmeye çalışır. Altıeylül’de ise sanki kimse bir yere geç kalmıyor gibi.
Ve bu bana ilk başta huzur verdi. Sonra biraz garip bir boşluk hissettirdi.
Bir sabah, bir market ve sayılarla başlayan düşünceler
Orada kaldığım günlerden birinde sabah erken saatlerde bir markete girdim. Raflar düzenliydi, insanlar sakin hareket ediyordu. Kasiyer kadın bana gülümseyerek “hoş geldin” dedi.
O an yine o soru geldi aklıma:
Balıkesir Altıeylül nüfusu kaç?
Çünkü etraftaki sakinlik bana “küçük bir yerdesin” hissi vermiyordu. Aksine, kontrollü bir düzen vardı.
Sonra düşündüm:
200 bin kişi… Az değil. Ama neden böyle hissediliyor?
Belki de mesele sayı değil, insanların birbirine nasıl baktığıydı.
Nüfus bir sayıdan fazlası mı?
Altıeylül’ün nüfusu resmi olarak artıyor, büyüyor, değişiyor. Ama ben orada olduğum süre boyunca şunu fark ettim: büyüme her zaman “kalabalıklaşma” demek değil.
Bazı yerler büyür ama sakinleşir.
Bazı yerler büyür ama kendini korur.
Ve bu bana biraz umut verdi. Çünkü kendi hayatımda da hep tersini görmüştüm: büyümek genelde karmaşa demekti.
Bir otobüs durağında beklerken gelen düşünceler
Bir gün bir durakta bekliyordum. Rüzgâr hafifti. İnsanlar birbirine çok yaklaşmadan bekliyordu. Kimse kimseyi rahatsız etmiyordu ama kimse de tam anlamıyla “yakın” değildi.
O an içimde garip bir yalnızlık hissettim.
Kendi kendime şunu söyledim:
“Ben burada olsam da bu şehrin parçası değilim.”
Ve sonra yine aynı soru:
Balıkesir Altıeylül nüfusu kaç?
Sanki bu soru, kendimi bir yere ait hissetme çabamın kılıfıydı.
Çünkü bazen insan, duygularını anlamak yerine rakamlara sığınır.
Gece yürüyüşü ve içimde büyüyen hayal kırıklığı
Bunu da Okuyun: Balon kalkış saatleri nedir ?
Akşam olduğunda şehir daha da sakinleşti. Sokak lambaları yanıyordu. Küçük bir yürüyüş yaptım. Telefonuma bakmadım bile.
O yürüyüşte içimde bir şey kırıldı ama tam olarak ne olduğunu bilmiyorum.
Belki de beklentimdi.
Ben daha hareketli, daha kaotik bir yer bekliyordum. Ama Altıeylül bana farklı bir şey verdi:
sessiz bir düzen.
Ve bu düzen bazen insana iyi gelir, bazen de insanı kendi iç sesine fazla yaklaştırır.
O gece yürürken düşündüm:
“200 bin insan burada yaşıyor ama neden bu kadar yalnız hissediyorum?”
Yalnızlık kalabalığın içinde mi başlar?
Bu soru o gece kafamda uzun süre döndü. Çünkü Altıeylül bana şunu gösterdi: yalnızlık her zaman boşlukta olmaz. Bazen düzenin içinde de büyür.
İnsanlar yanından geçer ama temas etmez.
Şehir yaşar ama seni içine almaz.
Ve ben bunu biraz zor kabullendim.
Küçük bir çay ocağı ve beklenmedik bir sohbet
Ertesi gün küçük bir çay ocağında oturdum. Orada bir amca yanıma oturdu. Nereden geldiğimi sordu. Kayseri dediğimde gülümsedi.
“Buralar sana sakin gelmiştir” dedi.
Ben de dürüstçe söyledim:
“Evet, ama alışamıyorum.”
O da çayını yudumlayıp şöyle dedi:
“Biz burada kalabalığı sevmeyiz. Ama yalnızlığı da sevdiğimiz söylenemez.”
O cümle kafama kazındı.
Çünkü Altıeylül nüfusu kaç sorusunun cevabı o an benim için değişti. Rakamlar değil, insanların buna yüklediği anlam önemliydi.
Bir şehrin içine girememek hissi
Birkaç gün daha kaldım. Ama hep aynı hissi taşıdım: izleyen ama dahil olmayan biri olmak.
Şehir bana kapılarını kapatmıyordu ama tam olarak açmıyordu da.
Ve bu arada içimde sürekli aynı soru dönüyordu:
Balıkesir Altıeylül nüfusu kaç?
Sanki bu sorunun cevabı değişse, benim hislerim de değişecekmiş gibi.
Ama değişmedi.
Çünkü mesele sayı değildi.
Giderken geriye kalan şey rakam değil duyguydu
Otobüse bindiğim gün camdan dışarı baktım. Altıeylül geride kalıyordu. İçimde karışık bir his vardı.
Ne tamamen sevmiştim, ne tamamen uzaklaşmıştım.
Sadece anlamaya çalışmıştım.
Ve sanırım bazı yerler anlaşılmak için değil, hissedilmek için vardır.
O an şunu düşündüm:
“Belki de Altıeylül’ün nüfusu kaç sorusu yanlış bir soru.”
Çünkü bir şehrin kaç kişi olduğu değil, sana ne hissettirdiği kalıyor geride.
Ben Kayseri’ye döndüğümde hâlâ o sessizliği düşünüyordum. Kalabalık olmayan ama boş da olmayan bir sessizlik.
Ve içimde küçük ama net bir şey vardı:
Huzur bazen alışkanlık değildir. Bazen sadece kısa bir misafirdir.