Istiğase Şirk Midir? Felsefi Bir İnceleme
Felsefi düşünce, insanlık tarihinin en derin sorularına cevap arayarak, dünya ve insan hakkında anlam inşa etmeye çalışır. Bu düşünsel yolculuk, bazen basit bir inanç sorusunu dahi, çok katmanlı bir tartışmaya dönüştürebilir. İstiğase, bir kişinin Allah’tan başka bir varlığa dua etmesi veya bir başkasından yardım dilemesi anlamına gelir. Peki, istiğase – bu tür bir yardım dileme – şirke, yani Allah’a şirk koşmaya yol açar mı? Bu soruya yanıt verirken, etik, epistemolojik ve ontolojik perspektiflerden derinlemesine bakmak gerekecektir.
Etik Perspektif: Yardım Dilemek ve Sınırların Zihinsel Yapısı
Etik açıdan baktığımızda, istiğase’nin anlamı, bireyin inanç sistemi ile doğrudan ilişkilidir. İslam’da, yalnızca Allah’a dua etmek ve ondan yardım istemek gerektiği öğretilir. Allah’tan başka bir varlığa yönelmek, bu bağlamda etik bir hata veya yanlışlık olarak görülebilir. Çünkü etik, doğru ve yanlış arasında bir seçim yapmayı içerir ve burada doğru olan, yalnızca Allah’a yönelmektir. Ancak, aynı zamanda insanın sosyal yapısını ve ontolojik gereksinimlerini göz önünde bulundurmalıyız. İnsanın başkalarına başvurması, bir yandan etik anlamda yardım talep etmek olabilirken, diğer yandan Allah’a olan inançtan sapmak anlamına gelebilir.
İstiğase’nin şirke yol açıp açmadığı sorusu, burada etik sınırların nasıl çizildiğiyle ilgilidir. Eğer bir kişi, Allah’a inanarak fakat bir insan ya da başka bir varlıktan yardım talep ediyorsa, bu durum bir inanç sarsıntısı yaratabilir. Örneğin, bir kişi bir başkasına, bir aziz ya da bir şeyh gibi dini figürlere yönelerek yardım talep ederse, bu kişilerin tanrısal bir güce sahip oldukları inancını taşımaya başlarsa, burada etik olarak bir yanlışlık oluşur. Etik açıdan bakıldığında, dua ve yardım etme işlemi yalnızca Allah’a ait bir hak olarak kalmalıdır.
Epistemolojik Perspektif: Bilgi ve Gerçeklik Arayışı
Epistemoloji, bilginin doğası, sınırları ve doğruluğu üzerine düşünmeyi içerir. İstiğase’nin şirke dönüşüp dönüşmediği meselesi, bilgi ve gerçeklik anlayışımızla ilgilidir.
Epistemolojik açıdan, bir kişi bir varlık ya da figürün gücünü Allah ile eşdeğer kabul ederse, burada doğru bilgiye dayalı bir inanç kurulmamış demektir.
Bu, daha çok yanlış bilgiye dayalı bir zihinsel yapı oluşturur.
Eğer insanlar bir varlıktan yardım dilemek konusunda doğru bilgiye sahip olsaydı, bunun Allah’a ait bir güç olduğunu ve yalnızca O’ndan yardım beklemenin doğru olduğunu kabul ederlerdi. Bu noktada epistemolojik yanlışlık, kişinin gerçeklikten sapması anlamına gelir. Allah’ın tüm güç ve kudretinin dışında bir başka gücün devreye girmesi, yanlış bir bilgiye dayalı kabul edilebilir. Örneğin, bir insan, bir şeyhin ya da azizin Allah’ın izni olmadan bir yardım sunabileceğini düşünüyorsa, burada epistemolojik bir hata bulunmaktadır.
Epistemolojik açıdan doğru olan, Allah’ın mutlak iradesinin her şeyin kaynağı olduğunun farkında olmak ve insanın bu mutlak gerçeği kabul etmesidir. Yardım dilemek, insanın kabul ettiği gerçekliğin çerçevesine dayalı olmalıdır.
Ontolojik Perspektif: Varlık ve İnsanın Konumu
Ontoloji, varlık ve gerçeklik üzerine derinlemesine düşünmeyi ifade eder.
Ontolojik açıdan, bir varlığın gerçekliği ve insanın bu gerçeklikteki konumu, istiğase’nin doğru ya da yanlış olmasında önemli bir rol oynar.
İnsan, varlık olarak, yaratılmış ve sınırlı bir varlık olduğundan, kendi zayıflıklarını kabul ederek yalnızca yaratıcısından yardım dileyebilir. İslam’a göre, Allah dışında her şey sınırlıdır ve bu nedenle yalnızca Allah’a yönelmek gereklidir.
Burada ontolojik anlamda bir düşünsel hata da vardır: İnsan, kendi varlığını sınırlı ve geçici bir varlık olarak kabul etmezse, Allah’ın kudretine ve yaratıcılığına hak ettiği saygıyı göstermez. Eğer bir insan, Allah’tan başka bir varlığın yardım edebileceğine inanırsa, o zaman bu varlıkla özdeşleşme yanılgısına düşer ve ontolojik olarak doğru bir varlık anlayışına sahip olmamış olur. Bu yanlış ontolojik düşünce, bir kişinin varlıkları arasındaki sınırları karıştırarak, Allah’ın mutlak yaratıcı gücünü gölgeler.
Istiğase ve Şirk Arasındaki İnce Çizgi
Sonuç olarak, istiğase’nin şirk olup olmadığı sorusu, dinamik bir tartışma alanıdır ve bu soruya farklı inanç ve felsefi sistemler çerçevesinde farklı cevaplar verilebilir. Bir kişi, Allah’a olan inancını sarsmadan ve sadece O’ndan yardım bekleyerek istiğase ediyorsa, bu durum etik, epistemolojik ve ontolojik açıdan bir yanlışlık taşımaz. Ancak, Allah’ın dışında bir varlığın ilahi güce sahip olduğunu düşünmek veya bir varlığa, Allah’a ait olan gücü atfetmek, şirke yol açabilir.
Tartışmayı Derinleştirecek Sorular
– İnsanların başkalarına yönelerek yardım istemesi, bireysel inanç sistemlerinin çokluğunun bir sonucu mudur, yoksa toplumsal bir etki mi vardır?
– İstiğase, gerçek anlamda bir Allah inancı ile yapılırsa, neden bazı dinî metinlerde “şirk” olarak değerlendirilir?
– Epistemolojik yanlışlıklar, dini inançları nasıl şekillendirir ve insanı ne kadar etkiler?
– Ontolojik olarak, Allah’ın mutlak yaratıcı gücünü kabul etmek, insanın ne tür bir varlık anlayışını inşa etmesine neden olur?
Okuyucuları, bu felsefi sorular üzerine düşünmeye ve kendi görüşlerini paylaşmaya davet ediyorum. Düşüncelerinizin, bu derin tartışmayı daha da zenginleştireceğine inanıyorum.